Anne Baba olmanın okulu var mı?

Anne - baba olmanın okulu yoktur denir, bu iş bir beceri, bir sanat işidir. Ancak çocuk yetiştirmenin bilimsel ilke ve yöntemleri vardır. Çocuklarımızı yetiştirirken, onları ayrı bir kişilik geliştiren bireyler olarak görmeden, sözlerine kulak vermeden, davranışlarının anlamı ve nedenleri üstünde düşünmeden iyi tanıyamaz ve sağlıklı biçimde yetiştiremeyiz.

Doğruyu yanlıştan ayırmak ve doğru olanı seçip uygulamak, çocuk için kazanılması kolay bir nitelik değildir. Durmadan değişen koşullara göre en uygun tepki ve davranışları geliştirmek, uzun süren deneme ve yanılmalardan sonra gerçekleşir. Çocuğa doğruyu öğrenmesi için anne-babanın ölçülü bir denetimi, yol göstermesi, zaman zaman da sınır çekmesi gerekir.

Çocuğun birincil gereksinimi olan "temel güven duygusu" 0-2 yaşlarında, beden ve duygusal gereksinimleri giderilirken anne ve babanın davranışlarıyla sağlanır. Bu güven duygusunu, anne-babanın tutumu zedeleyebilir, anne-babanın tutumlarını da toplumun kültürel değerleri, anne-babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedikleri, dünyaya gelen çocuğun kendi beklentilerine uygun olup olmadığı, kendi çocukluk yıllarındaki deneyimleri, aile içinde eşler arasındaki ilişki vs. etkileyebilir.

Çocuğa karşı yapılan davranışlar bir ebeveynden diğerine farklılık gösterebilir. Ne kadar çok anne-baba varsa, o kadar çok çocuk yetiştirme biçimi vardır. Örneğin; reddedici tutum sergileyen anne-babalar sevgileri olduğu halde yetersiz kaldıkları için itici duruma düşerler. Çocuk anne-baba tarafından üvey evlat muamelesi görür. Çocuğun her davranışı eleştirilir, iyi yönleri değil de kötü yönleri su yüzüne çıkarılır. Böyle yetişen çocuklar yardım duygusundan yoksundur. Sevgi görmedikleri için kendileri de sevmezler ve diğer insanlara karşı güvensiz olurlar.

Otoriter tutumu benimseyen anne-babalar çocuklarının kendilerinden farklı bir birey olduğu düşüncesinde değillerdir. Bunun yerine kendi ideallerinde yaşattıkları kalıplara uygun küçük bir yetişkin yapma çabasındalardır. Bu nedenle bu çocukların kendi çocukluklarını yaşama fırsatları olmaz. Oysa çocuğun bireysel varlığı ve özgürlüğü çok önemlidir. Bu tutumdaki ailelerin verdiği eğitimde ceza her zaman ön plandadır. Böyle yetiştirilen çocuklar kendilerinden güçlü kişilere itaat davranışı gösterirken, kendinden güçsüzlere karşı saldırgan davranışlar sergilerler.

Bazı durumlarda ise, çocuğa sevgi verilir ancak bu aşırı bir sevgidir. Çocuğa aşırı düşkünlük,çocuğun "bireyleşme" çabasını engelleyen anne-babaya bağlı kalmasını isteyen "bağımlılığı" besleyen, sürekli koruyan sevgidir. Böyle anne-babalar çocukları için pembe bir dünya oluşturmak,onu dünyadaki tüm zarar ve kötülüklerden korumaya çalışırlar . Böyle bir durumda çocuğun yapabileceği birçok şey büyükler tarafından yapılır. Çocuğu mutlu edemeyeceklerini düşündükleri için hep endişelenirler. Çocuğa karşı boğucu bir şefkat gösterirler. Fakat unutulmaması gereken bir nokta var; "çiçeğin suya ihtiyacı vardır ama çok sularsanız ölür gider." Eğer çocuklar bu şekilde yetiştirilirse hayata ve sosyal yaşama gereğince hazırlanamazlar. Hayattan edinmeleri gereken deneyimleri edinmedikleri için hayatla karşı karşıya kaldıklarında uyum sağlamakta zorluk çekerler.

İzin verici tutumu benimsemiş ailelerde çocuğun başına buyruk yetişmesi, dilediğince davranması ve çocuğun üzerinde aile denetiminin olmaması vardır. Aile içinde çocuğa sayısız haklar tanınmıştır ancak çocuğun nerede duracağı kesinlikle belirlenmemiştir. Aile içinde sorun olmayan bu davranışlar, toplumsal kuralların başladığı okul, iş ve arkadaş ortamı gibi, sosyal ortamlarda sorun olmaya başlar. Çocuk dış dünyada karşılaştığı güçlükler karşısında ne yapacağını bilemez ve hayal kırıklıklarına uğrar; bu nedenle de kendi iç kabuğuna çekilmeye başlar. Bu tür bir yetiştirme tarzı sosyalleşme, konsantrasyon ve sebatkarlık gibi özellikleri geliştirmelerini engeller. Bu yolu benimsemiş anne-babalar, çocuklarının her istediklerini yaptıkları halde nasıl olup da hala memnunsuz olduklarını ya da derslerine ilgi göstermediklerini anlayamazlar.

Demokratik tutum ise, sağlıklı çocuk yetiştirmede en uygun yol olarak tanımlanabilir. Bu yolda aileler "Daha o çocuk. Bu işten o ne anlar" mantığı yürütmezler. Aileyi ilgilendiren kararlar alınırken çocuğun da fikri alınır. Çocuk susmaya değil, konuşmaya teşvik edilir. Böylece çocuğa nasıl karar vereceği, aldığı kararların sonucuna da nasıl katlanacağı öğretilir. Böyle anne-babalar mantıklı açıklaması yapılan kurallara sahiptir ve çocuk bu kurallara uyduğu sürece özgürdür. Bu özgürlük sayesinde çekinmeden anne-babasına danışarak onlarla fikir alışverişinde bulunabilir. Bu tip sağlıklı bir iletişim kurabilmek için çocuğun kendine has, biricik ve tek olduğunu kabul etmek gerekir. Bu tutumla yetişen çocuklar kendine ve çevresine saygılı, sınırları bilen, girişken, yaratıcı ilişkiler kurabilen, kurallar ve otoriteye körü körüne bağlı olmayan ve kendi inandıklarını sonuna kadar savunan çocuklardır. Kısacası ancak bu esnek yaklaşım içinde bedensel, zihinsel ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler yetişebilir.

Bazen sizi yüreklendiren, görevini yapmanın huzurunu yaşatan, bazen de sabrınızı zorladığını düşündüğünüz çocuk davranışları, aslında anne-baba olarak gösterdiğiniz tepkilerin size yansımasıdır. Her çocuk önceleri küçüktür. Ama yıllar geçtikçe büyürler. Büyüdükçe anne-babanın verdiği eğitim doğrultusunda kendi ayakları üzerinde durur ve toplum içinde iyi veya kötü bir yere sahip olurlar. Bu yolda onlara yardımcı olmak için en iyi rehber kendi çocukluk yıllarınız ve duygularınızdır. Kendi çocukluk yıllarınızda neler hissettiğinizi ve neler yaşadığınızı düşünün. Çocuğunuz kendisini sizin yerinize koyamaz çünkü o sizin yaşadıklarınızı henüz yaşamadı. Ama bu iletişim yolunda siz kendinizi onun yerine koyabilir ve çocuğunuzla olan ilişkinizi "empati" kurarak daha sağlıklı bir şekilde sürdürebilirsiniz.

Psikolog
Seda Genç