• Çocuklarda Psikolojik Danışmanlık
Ekol Psikolojik- Pedagojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

ÇOCUKLARDA PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK ?


KONUŞMA BOZUKLUKLARI
UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
ZEKA VE GELİŞİMİ
ÖĞRENME BOZUKLUKLARI
CİNSEL GELİŞİM VE EĞİTİM

KONUŞMA BOZUKLUKLARI

İnsanlar arasındaki iletişim yollarından en önemli olanı sözel iletişimdir. İletişimin temel elemanları işitme, ses, konuşma ve lisandır. Bu elemanlardan herhangi birisinde ortaya çıkabilecek bir sorun, kişinin yalnız çevresi ile iletişimin bozulmasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendisi ile de hem organik hem de psikolojik sorunlar ortaya çıkartabilecek, düşünce, duygu, davranış ve ifadelerinde bozulmaları getirir.

Fonasyon, akciğerlerden dışarı çıkan hava ile hızlı vokal fold hareketlerinin ortaya çıkarttığı ses, konuşma ise ortaya çıkan sesin artikülatörler ile kullanılan lisanın en küçük birimleri olan fonemlerin üretilmesi, lisan duygu ve düşüncelerin, sahip olunan kültürün sembolleri ile semantik ve sentetik yapılara uygun, santral bölgenin işlemlemesi ile kombine kavramların ifadesidir.

Normal konuşma ve sesi temel olarak 4 bölümde incelemek mümkündür: Bunlar;

1-)Respirasyon
2-)Fonasyon
3-)Artikülasyon
4-)Rezonasyon, olarak sıralanabilir.

Konuşma ve lisan gelişim evreleri de;

1-)Yeni doğan dönemi (0-6 hafta)
2-)Gıgıldama Dönemi (6 hafta-3 ay)
3-)Mırıldanma Dönemi (3-6 ay)
4-)Mırıldanma tekrarı dönemi (6-9 ay)
5-)Tekrarlama dönemi (9-12 ay)
6-)İlk sözcükler ve Tek sözcüklü cümle dönemi (12-18 ay)
7-)iki sözcüklü bileşimler dönemi (18-25 ay)
8-)2-3 yaş dönemi
9-)4-5 yaş dönemi
10-)5-6 yaş dönemi olarak sınıflandırılır.

Konuşma veya sözel iletişim bozukluğunu geniş anlamda; kişinin oral yoldan kendi kültürlerine uygun sembolleri çıkartma ve / veya formüle edebilmede uygulayamama şeklinde tarif edilebilir. konuşmayı sağlayan yapılardan herhangi birinde ortaya çıkabilecek bir disfonksiyon konuşma bozukluğuna yol açar.

Konuşma terapisti çeşitli dil ve konuşma bozukluğu olan her yaştaki kişiye yardım eder. İşte konuşma terapistinin düzeltebileceği sorunlara birkaç örnek:

Artikülasyon Bozukluğu: Eğer sesleri doğru çıkarmada ya da kelimeleri doğru söylemede sorun yaşanıyorsa, bu artikülasyon problemidir. Örneğin çocuğunuz 'araba' yerine 'ayaba' ya da 'ekmek' yerine 'epmek' diyorsa artikülasyon sorunu vardır.

Kekemelik: Eğer çocuğunuz sesleri tekrar ediyorsa; kelimeyi tamamlamayı güçlükle yapıyorsa; akıcılık sorunu/ kekemelik olabilir. Örneğin; 'sosis' kelimesini söylerken 'so-so-so-sosis' ya da 'sssssssosis' diyebilir. kekeleyen çocukların akıcılık sorunları vardır.

Ses bozukluğu: Çocuğunuz cümlesine başlarken sesi gür ve net olabilir fakat cümlesi bitinceye kadar sesi azalabilir, kısılabilir ve sesi sanki ağzında geveliyormuş gibi çıkabilir. Bazen de çocukların sesi sanki soğuk algınlığı almış gibi ya da burunlarından konuşuyormuş gibi çıkabilir. Bunlar da ses bozukluğunun birkaç örnek olabilir.

Dil bozukluğu : Çocuğunuz karşısındaki kişinin söylediklerini anlamada sorunu olabilir ya da düşüncelerini ifade etmek için kelimeleri bir araya getirmede sorunu olabilir. böyle bir durum varsa çocuğunuzun dil bozukluğu olabilir.

Dil Ve Konuşma Terapisini Kim Yapar?

Dil ve konuşma bozukluğu çocukları ve yetişkinleri, tanılayan,değerlendiren, terapiyi hazırlayan ve uygulayan kişiye 'Dil ve Konuşma Terapisti' ya da 'Dil ve Konuşma Patoloğu' denir. Dil ve Konuşma Terapisti, insan iletişimi, gelişimi ve bozuklukları alanında profesyonel kişiler tarafından eğitilen; dil ve konuşma bozuklukları alanında yüksek lisans derecesine sahip olan kişidir.

Kimlerin Konuşma Terapisine İhtiyacı Vardır?

Eğer çocuğunuzda şu durumlardan biri varsa, konuşma terapisine ihtiyacınız olabilir :

• Dudak-damak yarıklığı

• Ağız etrafındaki zayıf kaslar

• Yutma problemi

• Kekemelik

• Gelişim geriliği

• Zihinsel gerilik

• İşitme kaybı

• Otizm

• Down Sendromu

• Serebral Palsi

Terapi Ne Kadar Sürer?

Çocuğunuzun dil ve konuşma terapisine ne kadar süre ile devam edeceği konuşma sorununa bağlıdır. Bazı konuşma sorunlarının düzeltilmesi diğerlerine göre daha uzun sürebilmektedir. Haftalık terapi seansı çocuğun performansına ve bireysel özelliklerine bağlıdır. Konuşma terapistine hafta bir, iki kez ya da daha fazla devam edebilirsiniz. Terapi birkaç haftadan birkaç aya, birkaç aydan birkaç yıla kadar sürebilir.

UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Alt Islatma (enürezis)

Enürezis, tekrarlayıcı nitelik taşıyan istem dışı işlemdir. Çocuk 3-4 yaşlarına kadar idrarını gece-gündüz kontrol edebilecek biyolojik olgunluğa erişir. Bu yaşlardan sonra en az altı ay süreli olarak , ayda en az 2 kez altını ıslatması bir bozukluk olarak değerlendirilir. Gündüz çişini kontrol 2 yaş dolaylarında , gece kontrol ise 3,5-4,5 yaşlarında kazanılır.

-Birincil Enürezis:

İstem dışı işemeler bebeklikten beri süregelmektedir.

-İkincil Enürezis:

En az 1 yıl gibi bir süre çişini kontrol edebildikten sonra, alt ıslatma başlar.
Enürezis genellikle tek belirti olarak görülse de enkoprezis (dışkı kaçırma) ,uyurgezerlik , gece kabuslar, kekemelik, tik ile birlikte görüldüğü durumlar vardır. Bu belirtilerin biri ya da birkaçı ile birlikte görüldüğünde ,daha önemli olduğu düşünülmektedir.
Enürezis yapılan tetkiklerde organik, biyolojik bir nedeni olmadığı anlaşıldıktan ve psikolojik olduğuna karar verildikten sonra tedaviye başlanır.
Enürezis tedavisinde merkezimizde aşağıdaki yöntemler uygulan

-Aile danışmanlığı ve gerekirse aile tedavisi
-Davranış tedavisi
-Psikoterapi
-İlaç tedavisi

Dışkı kaçırma (enkoprezis)

Dışa atım bozuklukları içinde yer alan enkoprezis, çocuğun barsak kontrolünün sağlandığı ve kakasını tutma ve bırakma işlevini kontrol edebileceği yaşa gelmesine rağmen kakasını uygunsuz yerlerde bırakması “enkoprezis” adını alır. 

4 yaşından önceki dışkı kaçırmalar hastalık olarak değerlendirilmez. Enkoprezis tanısı konması için 4 yaşından büyük olan çocuğun, uygunsuz yerlere tekrarlayıcı nitelikte dışkı kaçırması ve bu davranışın en az 3 ay süre ile en az ayda bir kez ortaya çıkması gerekir. Ayrıca bu davranışın tıbbi bir duruma bağlı olmaması gerekir.

Çocukla anne-baba arasında çatışma, yeni bir kardeşin doğumu, ev değiştirme, anne-baba ayrılığı, okula başlama gibi streslerle ortaya çıkabileceği gibi gelişimsel bir bozukluğa da bağlı olabilir.

Tedavi edilmezse çocuk sosyal aktivitelerden kaçar ve sosyal çevresinde uyum problemleri yaşar. Çocukta utangaçlık, utanma ve suçluluk duygusu gelişebilir ve kendine saygının kaybı, özgüveninde azalma olabilir. Enkopreziste  ikincil olarak bazı bedensel problemler gelişebilir. Ve çocuğun yaşına uygun psikososyal gelişiminin bozulmasına yol açar.

Tedavi için aile içindeki gerilim azaltılmalı ve cezaya dayanmayan bir ortam yaratılmalıdır. Okuldaki utancını da azaltmaya yönelik çabalar gösterilmelidir. En ufak dışkı kaçırmada bile iç çamaşırlarının değiştirilmesi sağlanmalıdır. Bilişsel-Davranışçı terapi yöntemler ile kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilmektedir.

Parmak emme

Parmak emme normal çocuklarda herhangi bir psikolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye, hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni, yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır. Ebeveynlerin çoğunluğu parmak emmenin sebebinin açlık olduğunu düşünürler. Oysa bu emme beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.

2,5- 3 yaşlarında parmak emme hala devam ediyorsa ve vazgeçmek için aile tarafından belli çabalar devreye giriyorsa, bunlar çocuk tarafından dirençle karşılanır.

Parmak emmenin , en geç 5- 6 yaşlarında sona erdiği takdirde zararın olmadığı ,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceği kanıtlanmıştır. Bu noktada mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Eğer çocuk 1, yaşından sonra artan bir şekilde parmak emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun , rahatsız, mutsuz ,sıkıntılı ,üzüntülü olduğunun belirtisidir.

Çocuğun durumunun incelenmesi ,düzeltilmesi ,tedbirlerin yalnız bir belirti olan parmak emme üzerinde değil ,bütün durumu düzeltmeye yönelik olması gerekir. Çünkü normalde emmenin asıl nedenleri ortadan kalkmadıkça çocuk parmak emmeye devam eder.

Tırnak Yeme

Çocuklarda tırnak yeme 3-4 yaşlarından itibaren görülebilecek bir davranıştır. Bu davranış günümüzde birçok çocukta görülebilmektedir. Ancak önemli olan bu davranışı önemseyip çözüm yolları üretebilmektir. Bilindiği gibi çocuk yaşlarda tırnak yemeye başlayıp üniversite yıllarına kadar bu davranışı taşıyan bireyler mevcuttur.

Şimdi kısaca tırnak yeme davranışının sebeplerini inceleyelim. Öncelikle bu davranışa sebep olabilecek tek bir neden yoktur. Çocuklar iç dünyalarında öfke, endişe, güvensizlik, üzüntü, kırgınlık veya korku gibi duygularla karşılaştıklarında, bu duygularla baş etme yetileri gelişmediğinden, sağlıklı olarak dışarıya vuramazlar. Sonuç olarak çocuklar kendilerini güvende hissedebilmek için  tırnak yeme davranışına sarılırlar. Önemli olan bu davranış bir alışkanlık halini almadan çözebilmektir.

   Tırnak yeme davranışına sebep olan olumsuzlukları biraz daha açmak gerekirse;

•  Aşırı baskıcı baba/annenin, otoritelerinin altında sindirilmiş çocuklarda özgüven eksikliği oluşur, bu eksiklik ile baş edemeyen çocuklarda tırnak yeme davranışının ortaya çıkması,

•  Anne veya babayı uzun süre göremeyen çocukların reddedildiklerini düşünmeleri ve bu duyguyla baş edemeyip tırnak yemeye başlamaları,

•  Anne/babanın çocuğu sürekli eleştirmesi ve düzeltmesi, çocukta özgüven eksikliği yaratır ve tırnak yeme davranışı ortaya çıkar.

Bu saydığım sebeplere daha bir çokları eklenebilir. Eğer çocuğunuz tırnak yiyorsa öncelikle onu dikkatlice gözlemleyin. Hangi durumlarda bu davranışa sarılıyor ve ne zaman artış gösteriyor. Çocuğunuzun korktuğu, güvensiz hissettiği  ve bununla başa çıkamadığı zamanları tespit ettiğinizde artık ona yardım edebilirsiniz. Onunla konuşun ve hissettiği olumsuz duyguları sizinle paylaşmasını sağlayın, bu onun rahatlamasına ve kaygılarının azalmasına sebep olacaktır. Anne/baba olarak ona sık sık onu çok  sevdiğinizi hatırlatın. Önemli olan bu davranışın alışkanlık haline dönüşmeden ortan kaldırılmasıdır. Ona tırnak yediği için kızıp başkalarının önünde asla küçük düşürmeyin, bu davranışı daha da körükleyecektir. Çocuğunuzun tırnak yeme davranışı çok yoğun bir hal almış ve tırnak etlerini kanatmaya başlamışsa lütfen bir uzmandan yardım isteyin.

Çocuklarda Tikler

Tik istemli çalışan çizgili beden kaslarında istem dışı ortaya çıkan aralıklı kasılmalardır.

En sık görülenler göz kırpmaları ve kaşları yukarı kaldırma, burun kıvırmaya, dudak oynatma gibi yüzdeki tiklerdir. Boyunda gövde ve ekstremitelerde de görülebilir. Bir çocukta birden fazla tik görülebilir. Bazen biri bitip diğeri başlayabilir. Geçici bir süre istemli olarak engellenebilirler. Zaman zaman tiklerin sıklığı ve şiddeti değişebilir. Uykuda kaybolurlar stresle artarlar.Bir aydan önce geçerse "geçici tik" bir yıldan fazla sürede devam ederse " kronik tik" denmektedir.

Tiklerde çocuğun duygusal durumu , duyarlığı, ebeveynleriyle ilişkileri ve çevresiyle bağlantılarıyla yakından ilgilidir. Tikler kendiliğinden geçebilir, stres karşısında tekrar başlayabilir; çok seyrek olarak, kronik motor veya vokal tike dönüşebilir.

Çocukta tik görüldüğünde bir pedagog ya da çocuk psikiyatrına başvurmak gerekir. Tike sebep olabilecek organik etkenlerin dikkatle ele alınması , varsa bu tür bozuklukların tedavisi yoluna gidilmelidir. Tiki oluşturan nedenler psikolojik olduğu takdirde Ekol Psikolojik Danışmanlık Merkezinde çocuklara oyun terapisi, psikoterapi yoluyla ergenlere grup tedavisi psikodrama ya da psikoterapi yoluyla gerekli tedavi uygulanır.

Çocuklarda Yalan

Yalan çoğu insanın zaman zaman söylediği ve doğruların söylenmesinin gerekmediğini düşündüğü zamanlarda başvurduğu bir davranıştır. Zarar verici yalanlar biri ya da birilerine direkt ya da dolaylı yoldan zarar vermeyi amaçlamaktadır. Bazen de diğer insanların üzülmemesi veya iyiliği için söylendiği düşünülen yalanlarda vardır. Ebeveynlerin çoğu, çocuklarının gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler. Oysa 3-5 yaş çocuğunun inanılmaz öyküler anlatması, uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır. Çocuk zeki ve hayal gücü geniş olduğu ölçüde bunda başarılı olur. Öykü uydurmak ve taklit oyunu yalan söylemek değildir ve bunu engelleyici hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.

6-7 yaş dolaylarından itibaren gerçek anlamda ilk yalan görülebilir. Çocuğun gerçekle, gerçek olmayanı ayırt etmesinden sonra yalanın hala süregelmesi halinde, yalanın temelinde çevreyle olan olumsuz ilişkiler yatıyor demektir ve mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

-Ailenin aşırı otoriter olması ve çocuğun sürekli ceza görme endişesi
-Gerçeklerle yeterince başa çıkamama
-Dikkat çekme ve ilgi odağı olma isteği
-Kendisine ve çevresine güven duymama
-Affedici olmayan ebeveyn tutumları
-Beklentilerin altında başarı gösterme çocukta yalan söyleme nedenlerinin başlıcalarıdır.

Çocuklarda Yeme Sorunları

Öncelikle çocuklardaki yeme problemlerinde anne babanın yaklaşımı çok önemlidir. Anne babalar yemek yeme konusunda baskı yapmazlar ise yeme işini koz olarak kullanmalarını engellemiş olurlar. Yemek yememe sorunu genelde geçidir. Bu, ailelerin bu konuda baskı yapmaları sonucu vahim durum alır. Evde gerginlik artar. Bu evdeki atmosferi de etkiler, huzur bozulur. Birlikte yemek yemeler dramaya dönüşür. İlk başlarda, çocuğun yemeğe karşı direncini önemsememekte yarar vardır. Bunun yanı sıra yemek yeme düzenine çok dikkat edilmelidir.

Diyetisyen Zerrin Aydın'a göre iştahsızlığın önüne geçmek için şunları uygulamak gerekiyor:

"İştahsızlık problemi olan çocuklarda yemekten 1 saat önce ve yemek sırasında sıvı alımı sınırlandırılmalıdır. Çünkü çocuklar içmeyi yemeğe tercih eder ve kolayca doygunluk hissi duyar, böylece almaları gereken besinleri yetersiz tüketirler. Biberon yerine bardak kullanılmalıdır. Böylece sıvı tüketimi azalır. Süt, meyve suyu gibi içeceklerin miktarı belirlenmelidir. Örneğin; 2 su bardağı süt yeterlidir. Farklı çeşitte besinler denenmelidir. Bir öğünde besini reddettiyse tamamen farklı bir besin denenebilir. Onu da reddederse bir sonraki öğüne kadar herhangi bir besin verilmemelidir. Şekerleme, cips, çikolata, bisküvi iştahı engelleyebilir. Ara öğünler küçük porsiyonlar olmalıdır. Yiyecekler çocukların kolay yiyebileceği türden hazırlanmalıdır. Örneğin; küçük dilimlenmiş salatalık, havuç gibi. Çocuğu yemek konusunda zorlama, sorunu kötüleştirir. Reddedilen besin bir süre sonra tekrar denenmelidir. Grup halinde yaşıtlarıyla yemek, olumlu yeme davranışlarını geliştirir."

Yemek yeme sorunu ile ilgili öneriler:

Yemekte herkesin hoşnut olacağı atmosfer yaratmaya çalışınız.

İlk başlarda, pişirilen yemeği sununuz. Alternatif yemeği sunma cazibesine hemen kapılmayınız.

Çocuğunuzu bir de yatağa aç göndermeyi deneyiniz.

Yemeye kesinlikle zorlamayınız!

Büyüme çizgisini takip ediniz.

Yeterince içmesine dikkat ediniz, gerekirse mineral ve vitamin hapları veriniz.

Güç mücadelesine girmeyiniz ve tehdit etmeyiniz ("eğer sen..... o takdirde....").

Çocuğunuz yemek yemeyi kesin olarak reddediyorsa, başkalarının yemek yediği saatte sağlıklı yemek alternatifi düşünününüz.

Kronik yemek probleminde profesyonel yardım almayı geciktirmeyiniz..

Okul Fobisi
 
Okul fobisi, çocukların okuldan korktuğu bir tür ayrılma anksiyetesidir. Okula gitmeyi reddedebilir ya da ana-baba figürlerinden ayrılınca ortaya çıkan boğucu anksiyete nedeniyle büyük güçlükler çekerek okula katlanabilirler.

Çocuk birdenbire, bir gün okula gitmek istemez; zorlamalar karşısında anksiyete duyar; panik içine girer, midesi bulanır, kusar, ağlar, gitmemekte direnir. Bazıları zorlamalara dayanamayıp yola çıkar, yarı yoldan döner, ya sınıftan çıkar eve gelir. Başlangıç bazen sinsidir. Ön belirtiler günlerce sürebilir. Çocuk neşesizdir, uykuya dalmakta güçlük çeker. İştahı kesilir, ödevlere karşı ilgisi azalır. Her sabah somatik bir belirti ile uyanır. Başı, karnı ağrır, midesi bulanır. Bir gün okula gitmeyeceğini bildirir. Neden olarak, öğretmenden korktuğunu ya da arkadaşının kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir. Bazıları da tanımlayamadıkları bir korkudan söz ederler. Çoğu zaman evde rahattırlar. Şiddetli vakalarda evde de huzursuz olabilirler. Aile bireyini (genellikle anne) bir yere bırakmaz, peşinden dolaşırlar.

Okul korkusu sorunu ailenin tüm bireylerinin sorunudur. Ailenin her ferdinin problemin çözümünde katkısını bekleriz. Çocuğa içinde bulunduğu durumu anladığımız ve ona yardımcı olacağımız mesajını vermeliyiz. Eleştiren, aşağılayan, korkutan ve sindiren bir yaklaşım başarıya ulaşamaz. Başarıya ulaştı görünse dahi daha sonra oluşacak daha büyük sorunları peşinden sürüklemiş olur. Böyle bir sorunla karşı karşıya kalan ailelerin dikkat etmesi gerekli hususları şöyle sıralayabiliriz

1-Kendinizi çocuğunuzun yerine koyunuz ve duyduğu kaygı ve endişeyi anlamaya çalışınız

2-Çocuğunuzu okula gitme zorluğu nedeniyle cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. Çocuğun bunaltısı ile oluşan belirtileri şımarıklık, ilgi çekme arzusu ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar gibi yanlış yorumlamaktan kaçının..

3-Sabırlı, tutarlı ve kararlı bir tavır içinde olunuz . Sorunu görmemezlikten gelmek ve bir sonraki yıla havale etmek ancak çözümü zorlaştırır.

4-Çocuğunuz okula gitmek istemediğini söylüyor ve okulda kalamıyorsa bir çocuk psikiyatristinden yardım isteyiniz. Okul fobisi psikolog, aile ve öğretmenin işbirliği ile çözüme kavuşturulabilir bir sorundur.


ZEKA VE GELİŞİMİ

Zeka Nedir?

Zeka zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyarlayabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir.

Zekanın Ölçülmesi

Zeka ölçerleri (testler) çocukların yapabilecekleri işlere, becerilerine, yanıtlayabilecekleri sorulara yaşlarına uygun sayı ve söz bilgisine ve biçim ilişkisine dayandırılarak hazırlanır. Benzerlikler ,tanımlar,ayrılıklar,biçim tanımlamalar,belli resimleri anlamlı bir sıraya dizme,parçalardan uygun bir bütüne varma,belleği ve us yürütmeyi sınayan sorular kullanılır.Bunların belli yaştaki çocukların çoğunun başarabileceği nitelikte olmasına özen gösterilir. Ülkemizde uygulanan zeka testleri Binet ve WISC-R dır.

Zeka geriliği nedir?

Zeka geriliğinin tanı ölçütleri şunlardır: Genel zeka işlevinin belirgin derecede ortalamanın altında olması,bireyin sosyal hünerler ve sorumluluk ,iletişim ,günlük yaşam becerileri,bireysel bağımsızlık ve kendine yeterlilik gibi alanlarda kendi kültürel grubunun ve yaşının gerektirdiği düzeyde uyum yapabilmesinde yetmezlik ve bozukluklar olmasıdır. Zeka geriliğine genel nüfusta %1 oranında rastlanmaktadır.

Zeka Geriliğinin Alt Tipleri

1-Hafif derecede zeka geriliği
2-Orta derecede zeka geriliği
3-Ağır derecede zeka geriliği
4-Derin derecede zeka geriliği

Bunların dışında bu sınıflamaya girmeyen bir grup vardır ki o da Sınır Zekalılıktır. Bu gruptaki bireyler birçok normal zekalı bireyden daha yavaş öğrenirler .Karmaşık fikirleri anlamada ve öğrendiklerini genellemede sınırlıdırlar.Genellikle bozukluk sözel öğrenmelerindedir.Motor becerilerinde hemen hemen bir bozukluk yoktur.Öğrendiklerini anımsamada güçlük çekerler.Çoğu topluma uyum sağlar.Bunlar yetişkin çağda çoğunlukla zihinsel beceri gerektirmeyen işlerde uyum yaparlar.

Özel Eğitim

Tüm zeka geriliklerinde ana tedavi olarak özel eğitim yapılmaktadır..Ekol Psikolojik Danışmanlıkta bu çocuklar özel eğitim programına dahil edilirler.Ayrıca ailelere bu konuyla ilgili bilgi aktarılırken ,psikolojik destekleme ve  aile danışmanlığı da yapılmaktadır.

0-8 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLER

ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLAR


ÖĞRENME BOZUKLUKLARI

Özel Öğrenme Güçlüğü

Tanım:
Özel Öğrenme Güçlüğü konuşulan yada yazılı dili anlama yada kullanmayı içeren psikolojik süreçlerin bir yada birkaçında ortaya çıkan bir bozukluktur. Bu bozukluk dinleme, düşünme, konuşma, okuma, yazma , heceleme ve aritmetik alanda sorunlar olarak kendini gösterir. Algısal sorunlar, beyin zedelenmesi, minimal beyin hasarı - dysleksi, gelişimsel afazi sorunları ve yetersiz çevresel koşullardan kaynaklanan sorunları içermez.

Görülme Sıklığı
Bütün çocukların yaklaşık %50 si okul yılları boyunca bazı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bunların %10 -15 i ise öğrenme güçlüğü sorunudur. Pratikte bunun anlamı 30 kişilik bir sınıfta 3-4 çocuk, 20 kişilik bir sınıfta ise 2-3 çocuktur.

Sorun alanlarının görülme sıklığı :
%80 Okuma sorunları
%40 Matematik alanındaki sorunlar
%80 Yazma sorunları
%20 ADHD

 
Özel Öğrenme Güçlüğü tanısının konması

Öğrenme güçlüğü olan çocukların tanınması için 5 kriter vardır.
 
Bu kriterler: 

1-BEYİN HASARI:

Hamilelik ,doğum yada doğum sonrası ilk aylarda bazı risk faktörlerinin merkezi sinir sistemini olumsuz etkilediği bilinmektedir.

2-GELİŞİMSEL SAPMA,OLGUNLAŞMADA GECİKME:

Bazı çocuklar,bazı gelişim alanlarında (konuşma gibi) diğerlerine oranla daha yavaş olgunlaşmaktadırlar.Gelişmedeki bu boşluklar öğrenme güçlüğüne neden olabilir.

3-GENETİK ETMEN:

Bazı araştırmacılar öğrenme bozukluğu olan çocuk ve gençlerin %25-60ında sorunun genetik olduğunu bildirmişlerdir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların anne-babalarında da benzer sorunlar olma ihtimali 5-12 kat fazladır.  İkizlerde öğrenme güçlüğü olma ihtimali yüksektir ve kardeşlerde de olma olasılığı yüksektir.

4-ALGISAL BOZUKLUKLAR:

Görsel, işitsel, dokunsal, mekansal, kin estetik algı kusurları öğrenme güçlüğüne neden olabilmektedir. Görsel algı kusurları çocuğun harfleri doğru yazamamasına, ters yazmasına, açıların farkını ayırt edememesine neden olabilir. İşitsel algı kusurları sesleri karıştırmasına, algılayamamasına neden olabilir.Ayrıca araştırıcılar, öğrenme güçlüğünün nedenleri arasında mekan algısında, mekanda yönelmede, şekil zemin algısındaki kusurları da saymaktadırlar.

5-NÖROLOJİK FONKSİYONLARDA BOZUKLUK: 

Üzerinde en fazla birleşilen etmendir. Öğrenme ,girdi, bütünleştirme, depolama,
çıkış yada ifade olarak tanımlanabilecek kompleks bir fonksiyondur.Bu alanlardaki problem öğrenme güçlüklerine yol açar.

GİRDİ GÜÇLÜKLERİ:

Girdi duyu organlarından gelen bilgilerin beyine girmesidir.Girdilerin algılanması beyinde gerçekleşir.Öğrenme güçlüğü olan bir çocuğun görsel ve işitsel algılamasında bir problem olabilir.

Eğer görsel algılamada bir problemi varsa gördüğü şeyin şeklini ve pozisyonunu algılayamaz.Bunun için de yanlış yazar ve okur.Bir bütünün önemli parçasına odaklaşabilmede zorluk yaşarlar.Kelime atlayabilir,satırı iki defa okur veya tümden satırı atlayabilirler.

Uzaklığa karar vermek ve derinlik algısı da diğer bir görsel görevdir.
İşitsel algı problemi olan çocuk ise benzer sesleri karıştırır.Kova -Kofa

Bazı çocuklar işitsel şekil alanda güçlük çekiyor olabilir.Mesela başkalarının konuşuyor olduğu bir ortamda çocuk televizyon seyrediyor olabilir.Anne veya baba çocuğu çağırır ve bir şeyler söylerler.Çocuğun bunları ayırt edebilmesi için anne babanın  3 paragraf kadar konuşması gerekebilir.Çocuk dinlemiyor ve dikkat etmiyor gibi gözükebilir.

Bazı çocuklar da ses girdilerini diğer kişiler kadar hızlı işlemden geçiremezler.Normal bir konuşma temposunda kaçırdığı bölümler olur.Eğer anne :Geç oldu ,yukarı çık ,pijamanı giy ve dişini fırçala derse çocuk bu sözlerin sadece bir kısmını duyabilir.

 
BÜTÜNLEŞTİRME  GÜÇLÜKLERİ:

Bilgi beyne girdikten sonra anlaşılmak zorundadır.Bunu anlamak içinde  en azından 3 adım gereklidir:
Sıraya koyma,anlam çıkarma,organizasyon.

Sıraya koyma güçlüğü olan çocuk hikayeyi okur ,anlar ancak söylemesi gerektiğinde sırasını karıştırarak anlatır.
Kelimeyi görür ancak harflerin yerlerini değiştirerek yazar veya okur.
Gün,ay gibi zaman kavramlarında sırayı karıştırır.

Bilgi beyne kaydedilip doğru sıralandığında anlam çıkarımı yapabilmektedirler.Bu manada öğrenme güçlüğü çeken çocuklar zorluk çekmezler.
 
Son aşama olan Organizasyonda varolan bir güçlük çocuğun düzensiz olmasına neden olabilir.Defter,çanta veya odası düzensiz ve dağınıktır.Zamanını da iyi kullanmayabilirler.

HAFIZA GÜÇLÜKLERİ:

Alınan bilgiler beyinde kaydedilir.Anlaşılır,yorumlanır ve daha sonra kullanılmak üzere depolanır.

Hafıza iki yönlüdür.Kısa süreli hafıza dediğimizde bir yandan dikkati yoğunlaştırırken,kısa süre için  tuttuğumuz bilgiyi de kullanmaktır.Çoğu insan 10 numaraya kadar aklında sayıları tutabilir.Bununla birlikte bir kişi ortamda konuşursa numaraları unutabilir.

Uzun süreli hafıza ise tekrar edilen bilginin depo edilişidir.Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda daha çok kısa süreli hafızada güçlük görülür.Normal bir çocuk 3-5 tekrardan sonra aklında tutabiliyorsa bu çocuklar 10-15 tekrardan sonra tutabilirler.Bu yüzden de çarpım tablosunu öğrenmede çok zorluk çekerler.

ÇIKTI GÜÇLÜKLERİ:

Bilgi kelimelerle yada kas hareketleriyle yani yazma çizme ile ifade edilir.Öğrenme güçlüğü olanlar bu alanda zorluk çekerler.
Dil alanında ,kendini ifadede ,kendiliğinden konuşma başlatmada ,soru yöneltildiğinde uygun yanıt vermede güçlük çekerler.

Motor  alandaki güçlükler ise kas koordinasyonunda ,ince motor becerilerde kendini gösterir.Bu çocuklar sık sık düşerler, sakarlardır,koşarken ve ip atlarken zorlanırlar.
İnce motor alandaki zorluklarda çocuk ilkokula başladığında ortaya çıkar yavaş ve bozuk yazı dikkati çeker.


Okuma problemleri - Disleksi

Tok açın halinden anlamaz dedikleri gibi okuma bilen bir kişi okuma bilmeyen birinin  karşılaştığı zorlukları kestiremez.

Okuma öğrenemeyen kişi yalnız okul başarısızlığı ile kalmaz, bu yeteneksizlik onun sosyal ilişkilerini ve olgunluğunu da etkiler. Tam bir bağımsızlığa kavuşamaz. Kendi yaşantısını zenginleştirip, renklendiremez.

Çocukların okumayı öğrenememelerinin birçok nedenleri vardır. Körlük , sağırlık gibi duyu özrü, aşırı geri zekalı olmak, heyecan bozuklukları , nörolojik aksaklılar bunlar arasında sayılabilir.

Okuma öğrenmekteki bu güçlüğün kimileri sözcük körlüğü diye adlandırmışlardır. Bugün ise en çok kullanılan terim Disleksi'dir.

Bu terimden normal ve normalin üstünde zekası olan, heyecan bozukluğu göstermeyen sağır ve kör olmayıp okuma öğrenmekte güçlük çekenler anlaşılır.

Bugüne kadar okumayı öğrenmek için çeşitli yöntemler denenmiştir. Kimi işe alfabe ile başlar, bazıları hece veya kelime ile öğrenme yolunu tutarlar. Nasıl işe başlarsak başlayalım herkesin birleştiği nokta okumayı öğrenebilmek için işitilen sözcükle görülen sözcük arasında çağrışım kurabilmektir.

Simgelerin ( konuşma için ses ve sözcükler ) yazı içinde ( harf ve sözcükler ) bir anlam bildirmesi bu işi kolaylaştırır. Daha sonra öğrendiklerinizin bellenmesi ve akılda tutulması gerekmektedir.

Disleksi tek bir güçlük sonucu değildir. Çeşitli aksaklıklardan doğan bir durumdur. Bu aksaklıkların derecesi ve çeşidi çocuktan çocuğa değişir.

A-) Bellek Aksaklıklarının Rolü

* İşittiklerini bellemekte sıkıntısı olan çocuk harflerin seslerini anımsayamaz.

* Sesleri birleştirip sözcük yapamaz.

* Gördüklerini hatırlamakta zorluk çeken çocuk ise sesleri hatırlar ancak harflerin- sözcüklerin biçiminin nasıl yazıldığını hatırlayamaz.

Örneğin böyle bir çocuğa "odanda neler var" deseniz söyleyemez. Kardeşinin saçının rengini hatırlayamaz. Yazılı bir sözcüğü gözünün önüne getiremez 

B-) Diziyi Hatırlamak

 Öğrenme güçlüğü olan çocukların çoğu diziyi ardı ardına sıra ile hatırlayamaz. Örneğin sözcükteki harfleri yada seslerin sırasını hatırlayamaz. Bunun içinde yazımda çok yanlışlıklar yaparlar.

Kimileri alfabe, gün , ay adlarını sıra ile söyleyemez haftanın 7 gün olduğunu bilir ancak bunları sıraya sokamazlar. Hangi günden sonra hangi günün geleceğini bilemezler.

Araştırmada 60 Dyslexia'sı olan çocukla 16'sı ayları sırasıyla sayabilmiştir.

TAM 

MAT

AMT

TMA

Görsel hatırlamada zorluk çektiklerinden onlara  yazısını gösterdiğimizde onlar aynı harfler ile ya yada, gibi dizilişler yaptıklarını görürüz.

C-) Sağı- Solu Ayırt Etmek

Rivayete göre eskiden sağ - sol öğrenmek için askerlerin sağ omuzlarına sarımsak sol omuzlarına soğan koyarlarmış.

Sinir sistemlerinin çalışmalarında aksaklık olan kimi kişiler kendi sağ-sollarını ayırt edemedikleri gibi, başkalarının veya herhangi bir nesnenin de sağını - solunu ayırt edemezler. Bu yüzden birçok yanlışlıklar,karışıklıklar yaparlar.

Örneğin öğreten kağıdınızın sağ üst köşesine adınızı yazınız dediğinizde bu çocuklar şaşırırlar.

Hele hele beden eğitimi derslerinde gülünç duruma düşebilirler.

D-) Zaman kavramı - Saat

Çocukların kimisi saati öğrenemediği gibi zaman kavramını da edinemezler. Haftanın hangi günü, yılın hangi ayında olduklarını söyleyemezler.

E-) Vücut İmgesi

Disleksili çocukların vücut imgeleri üzerine birçok araştırma yapıldığında bu çocukların vücut parçalarını örneğin; kol,bacak,dizlerini sorduğunuzda sıkıntı çekmediklerini ancak insan resmi çizdiklerinde eksiklikler olduğu görülmektedir.

F-) Okuma - Yazma - Yazım İlişkileri

Okumayı öğrenemeyen çocuklar yazmayı da öğrenememektedir. Bu çocukların çoğu harfleri kopya edebilir, bakarak yazabilir ama tek başlarına bakmadan yazarken birçok hata yapmaktadırlar. Öncelikle yazıları bozuktur. Harf eksiklikleri görülür. Bazı harfler ve kelimeler tersten yazılmıştır. Böyle bir durumda yazdıklarını bile kendileri okuyamazlar.

G-) Topogrofik Bozukluklar

Disleksili çocukların yürüme, koşma gibi büyük devinimsel hareketleri de göze batar bir aksaklık görülmekle birlikte bir beceriksizlik sezilir.  Tam bir uyumu yoktur. Örneğin, elleri işe, dikişe, el işine, yazıya yatkın olmaz. Dengelerini tutamazlar. Bisiklete binmeyi zor öğrenirler, sık sık düşerler.

H-) Görme ve Disleksi

Yapılan araştırmalarda görmedeki aksaklıklardan ötürü Disleksi olanlarda aşağıda özellikler bulunmuştur ;

1-) Gördüklerini ayırt edemezler.

Örnek : bey   bay   silik  sinek  sinik    gibi..

Benzer sözcükler arasındaki değişiklikleri göremedikleri için birbirlerine karıştırmaları söz konusudur.

2-) Algılamaları çok yavaş olur.

Örnek:  a   c  d  a  e  o  u  i  a   (örnek kağıt)   (yazılmış olan örnek kağıt silinecek)

Bu probleme sahip olmayan çocuklar bunu bir dakikada bitirdikleri halde Disleksi çocuklar 1-6 dakikalarda bitirebilirler.

3-) Bir çoğu hem yazarken hem de okurken harfleri çevirirler ;

Örnek:  b - d , u - n  , 7 - 4 , 6 - 9

4-) Bu çocuklar iyi resim yapamazlar. Çizdikleri şeylerde önemli ayrıntılar bile eksik olur.

5-) Bu çocukların harflerle, sözcüklerle yapılan bulmacaları çözmekte beceriksizlik olur. Parçanın tümle ilgisini göremezler.

6-) Kulaktan kapma şeyleri belleklerine kolayca yerleştirirler. Öyle ki bir hikayeyi baştan sonra tekrarlayabilirler. Ancak hikayedeki  _______ sözcüğünü bulması yada göstermesi istenince bunu yapamazlar.

7-) Bu çocuklar Zeka Testlerinde işitme ile ilgili bölümlerde başarılı olurlar. 

İŞİTSEL DİSLEKSİ

Okumada başlıca görmenin oynadığı rol büyük olsa da işitmenin de önemi yüksektir. İşitsel disleksisi olan çocuk sesleri birleştirip sözcüğü yapamadığı, parçalara ayıramadığı yada parçaları birleştiremediği için her sözcüğü teker teker yeni bir şeymiş gibi öğrenir. Yani süt denildiğinde bu çocuklar bardaktaki süt ile çağrışım kurarlar, ancak sözcüğün yazılışını, işittiği ile birleştiremezler.

Bu çocuklarda aşağıdaki özellikleri görürüz;

1-) Sesleri ayırt edemezler

Mum- muz'un başlangıç seslerinin aynı olduğunu bulamazlar.

Yada ;

Kat - sat kelimelerinde son seslerin aynı olduğunu anlayamazlar.

Bazılarında sert- ters sözcüklerindeki gibi son iki sessiz harfin, birbiri ardınca geldiğinde çıkardıkları sesi ayırt etmekte zorluk çekerler.

Hem okurken hem yazarken son harfi kaldırırlar. Sert yerine ser, ters yerine ter diye yazar ve okurlar.

2-) Kimileri de bir harfi veya sözcüğü görünce onu tanır, anlamını bilir ancak harfin veya sözcüğün söylenişini hatırlayamaz. Bu çocuklar yüksek sesle okurken çok yanlış yaparlar. Sözcükleri değiştirip yerine ona eş gelen sözcüğü söylerler.

3-) Bazıları da sesleri belli bir sıraya sokamaz. Tempo tutamazlar, ritimden bir şey anlamazlar. Bundan dolayı da müzik dersinden hoşlanmazla. Yazarken veya okurken kelimedeki hecelerin sırasını karıştırırlar.

4-) Bu çocuklar genellikle görsel algılamanın geçerli olduğu alanlarda başarı gösterirler.


Yazma problemleri - Disagrafya

Bu çocuklar gördükleri, sayıları, harfleri , sözcükleri yazabilmek için gereken hareketi yapamazlar. Gördükleri ile onları yazabilmek için yapılacak hareketler arasında köprü kuramaz, çağrışım yapamazlar. Bu kişiler görme ile edindikleri bilgiyi devinim sistemine geçiremezler. Yazabilmek için gereken hareketler ellerine yaptıramazlar. Disagrafyanın etkisi yazıdan sonra  en çok aritmetik alanında görülür. Çocuk matematik derslerinde sayıları yazmakta , onları kağıt üzerinde uygun dizmekte , uzaklık yakınlık gibi kavramları edinmede başarısızlık gösterir.

Öte yandan matematik kavramlarını öğrenmekte problem çekmezler. Sözel soruları yanıtlar, işlemleri akıldan yapabilirler. Disagrafyalı çocuk gördüklerini devinim sistemine aktaramadığı için hareketleri de taklit edemez. Mesela ayakkabılarını bağlayamaz, kutu şişelerin kapaklarını açamaz, oyun oynarken birbiri ardına sıra ile yapılan hareketleri izleyemez. Bu yüzden de sporda başarı gösteremezler.

Sayı ve harf gibi imgeleri yazabilmek için çok küçük, belli belirsiz hareketleri izlemesi ve taklit etmesi gerektiğinden bunlarda da başarı gösteremezler. Tabi bunun da dereceleri vardır. En ağırları ne kalemi doğru dürüst tutabilirler ne de düz bir çizgi çizebilirler.

Bazı çocuklar da sözcüğün yazılı biçimine yani sıralanışını hatırlayamazlar. Görüldüğü gibi disagrafyanın çeşitliği çocuktan çocuğa değişir.

Yazı yazmaya başlamadan önce yapılacaklardan biri kalem tutuşunu öğrenmektir. Bunun için de şunlara dikkat etmeliyiz.

a.) Kullanılan kalem uzun ve kalın olmalı

b.) Kalemi tutuş biçimi

c.) Defterin veya kağıdın masa üstünde duruş şekli

d.) Beden duruşumuzda yazımızın üzerinde etkilidir. .Kimileri çok kıpırdar, defteri yerinden oynatır. Kimisi kollarıyla kağıdı kapatır.

e.) Masanın ve sıranın boy bakımından çocuğa uygun olması gerekir, çocuk mutlak dik oturmalı ayakları yere basmalıdır.

f.) Sınıfta kullanılan tahtalar çocuğun boyuna göre ayarlanmalıdır.

Çocuklara yazı yazmayı öğretmeden önce çizgi çalışmaları yaptırılmalıdır.


Matematik problemleri - Diskalkuli

Matematikte bir çeşit simgesel dil sayılmaktadır. Konuşmak,okumak,yazmak, hesaplamak, müzik, hep simgelere dayanır.

İnsanın  ilk zamanlardan itibaren bir nicelik düşüncesine sahip olduğunu biliyoruz,ancak sayı,kavram ve simgelerin daha sonra geliştiği düşünülmektedir.

Çocuk daha 1 yaşında nesnelere dokunarak (top, kap-kacağa) sayı duyusu gelişmeye başlar.

Okul öncesinde az-çok-büyük-küçük-tane kavramlarını öğrenirler.

Sınıflama yaparlar, Örnek; kırmızı boncuklar, sarı mandallar, küçük düğmeler, büyük düğmeler.

Aritmetik güçlüğü çeken çocuklarda bu engeli aşmak için matematiğin hangi yönünde aksaklık olduğunu anlamak gerekir. Bazı çocuklar sayıların simgelerini göz önüne getiremiyordur, bu yüzden de sayıları yazamaz. Bazıları da söyleneni anlayamadığından matematiği öğrenemezler.

A-) İşitmede Aksaklık ve Aritmetik

İşittiğini anlamakta zorluk çeken çocukların aritmetikte zayıf kalacaklarını düşünmek doğru değildir. Çünkü onların sorunu aritmetikte değil bu problemi anlatmak için kullanılan sözcükleri anlamakta zorlandığındandır. Yani 5 sayısı nerede olursa  5tir. Anlamı değişmez. Oysa sözcüklerin anlamı kullanıldığı yere göre değişir. Fazla kelimesi artmak ve çoğalmak anlamındadır. Bu yüzden çocuklar fazla kelimesini problemde duyduklarında toplama işlemi akıllarına gelir. Ancak 9 - 3 ten ne kadar fazladır dediğinizde eğer ki çocuklar fazladır kelimesine takılıp problemin başına dikkat etmezlerse çıkartma işlemi yerine toplama işlemi yapacaklardır. Bu çocuklar matematik işlemlerini çok iyi yaptıkları halde bu yüzden problem çözmede başarısız olurlar.

B-) İşitsel Bellek ve Aritmetik

İşitsel belleği iyi çalışmayan çocuk sayının sesini söylenişini hemen hatırlayamaz. Bu onun duraklamasına , soruya hemen karşılık verememesine neden olur. İşitince sayıyı tanır, anlar , ancak her zaman sayıyı doğru olarak söyleyemez. Ayrıca bu çocukların dikkati de çok dağınıktır. Aynı şeyi okuyunca anlar, fakat söylendiğinde yani işitildiğinde aklında tutamaz.

C-) Okuma Bozukluğu ve Aritmetik

Bu çocukların matematik becerilerinde de aksaklık görüleceğini sanmak doğru değildir. Okuyamamak  matematik kavramlarını öğrenememekle bir tutulmamalıdır. Bu çocuklar okuyamadıklarından soruyu çözemezler. Ancak başka biri okursa soruyu ,problemi çözebilirler. Görsel algılamalarında aksaklık olan çocuklar u-n , b-d karıştırmalarından dolayı 6-9,7-4 gibi sayıları da karıştırabilirler. Bu çocukları öğretmenlerin sınıfta erken yakalamaları ,eğitimleri açısından çok önemlidir.

D-) Yazma Aksaklıkları ve Aritmetik

Disagrafyalı çocukların kimi sayı simgelerini yazmak için gereken hareketleri yapmakta zorluk çekerler. Peki diskalkulili çocuklarda ne gibi özelliklere rastlıyoruz?

Şekil,boy,nicelik arasındaki değişiklikleri kolayca ayırt edemezler.  Bir kümeden hangisinin büyük olduğunu kestiremezler.

Uzaklık-yakınlığı kestiremezler.

Niceliği kestiremezler. 

Düğme iliklerini karşılaştıramadıklarından giysilerini yanlış iliklerler.

Bardağa su koyarken taşırırlar.Bir sıra izleyemezler yazı veya şekilleri sayfa üzerinde bir düzende yerleştiremezler.Beden algılamalarında yanlış yada eksik bilgiye sahipler.

İnsan resmi çizdirildiğinde ayrıntılar karmakarışıktır.

Bisiklet kullanmakta güçlük çekerler, ip atlayamazlar, çekiç, testere,makas gibi araç kullanmakta beceriksizdirler.

Sağı-solu pek çok kez karıştırırlar, bu çocuklar büyük bir dükkanda kaybolabilirler, sokakları ve yolları şaşırırlar.

Zeka testlerinin sözel bölümünden performans bölümünden daha yüksek puan alırlar.

Karşılaştırma yaptırmada güçlük çekerler. (Çocuk sayısı, oturacak sıra,masa kurma )

Ölçüleri anlayamazlar. Kimileri 1 kilonun 2 tane 500 grama eşdeğer olduğunu yada 150 cm in 1.5 metreye eşdeğer olduğunu anlayamazlar.

Harita ve çizgileri okuyamazlar,anlayamazlar.

Çarpım tablosu ezberlemede zorlanırlar.

İşlemlerde basamakların sırasını hatırlayamazlar

Kimileri sayıları alt alta düzgün yazamadıklarından işlem sonucu da yanlış olur.


Dikkat Eksikliği - Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ,bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve istekleri erteleyememe ile kendini gösteren psikiyatrik bir bozukluktur.

Bu bozukluğun 3 temel belirtisi bulunur:

1.Dikkat eksikliği

2.Aşırı hareketlilik

3.Dürtüsellik

Bir kişide bu bozukluğun varlığından söz edebilmek için bu belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması , süreklilik göstermesi ( en az 6 aydır) ,birden fazla ortamda (evde okulda vs.) görülüyor olması ve kişinin gündelik yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir.

Nedenleri:

1) Genetik nedenler:

-D.E.H.B olan çocukların ana babalarında benzer belirtiler olma oranı , normal çocuklara oranla 2-8 kat fazladır.

-Kardeşlerinde benzer belirtiler görülme olasılığı 3 kat fazladır.

-Tek yumurta ikizlerinde her ikisinde de  görülme oranı %80-90 ,çift yumurta ikizlerinde her ikinde de görülme oranı % 30'dur.

2) Çevresel etkenler:

-Annenin gebelikte sigara alkol kullanımı

-Erken doğum, doğum komplikasyonları

-Doğum sonrası bazı hastalıklar.

Bu etkenler daha çok ,genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde D.E.H.B oluşma riskini artırırlar.

3) Beyindeki Yapısal ve İşlevsel Farklılıklar:

-Beyindeki dikkat ve davranış kontrolünden sorumlu olan bölgelerde yapısal ve işlevsel farklılıklar mevcuttur.

Dikkat Eksikliği

Dikkat süresi ve yoğunluğunun kişinin yaşına ve gelişim düzeyine göre az olmasıdır. Unutkanlık ,dağınıklık , konsantrasyon problemleri , dikkatsizce hatalar yapma gibi belirtilerle kendini gösterir.

Aşırı Hareketlilik

Bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayacak biçimde hareketli olmasıdır. Çok konuşma ,otururken bile elini ayağın kıpır kıpır olması, çoğu zaman hareket halinde olma gibi belirtilerle kendini gösterir.

Dürtüsellik

Bireyin davranışlarını kontrol edebilmesinde genel olarak bir sorun vardır. Acelecilik, istediklerini erteleyememe, düşündüğünü hemen yapma, söz kesme sırasını beklemekte güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir. Akıllarına gelen herşeyi yaparlar , ancak yaptıktan sonra uygun olup olmadığını görürler.

Dikkat Eksikliği - Hiperaktivite Bozukluğunun Tedavisi

D.E.H.Biçin tek bir tedavi yönteminin uygulanması çoğunlukla yeterli olmamaktır. Ekol Psikolojik , Pedagojik Danışma ve Eğitim Merkezi'nde ihtiyaca göre farklı tedavi yöntemlerinin birlikte uygulanması yolu izlenir.

Psikiyatr veya pedagog tarafından görülen kişinin

1. İlaç tedavisi

2. Çocuğa özel tedavi ve eğitim programı

3. Anne baba ve öğretme eğitimleri ile tedavinin sürdürülmesi


CİNSEL GELİŞİM VE EĞİTİM

Çocukta ilk cinsellikle ilgili soruları üç yaş civarında görülür. Çocuklar soru ve davranışları ile cinsel konulara ilgilerini belli ederler. Bu dönemde artık kız erkek ayrılığının da farkındalığı başladığından çocukların soru sormaları sıklaşır.

Bu dönemden sonra çocuklar bebeklerin nerden geldiğini merak etmeye başlarlar. Aileler bu konulardan rahatsız olabilirler, onlar her sorunun yanıtı geldikçe diğer zor kısımlara gidileceği endişesini taşımaktadırlar.Oysa çocuk 3-4 yaşlarında cinsel ilişkiler konusundan uzaktır.Sorularını tek tek ve aralıkla sorar.Bazen aynı soruları tekrar eder;çünkü 3 yaşında aldığı yanıt ile 5 yaşında aldığı yanıt onun için farklı anlamlar taşır.

Bazı anne babalar çocuğun cinsel konularda hiç soru sormadığını ileri sürer.Böyle bir çocuk genellikle sorularına yanıt alamayan çocuktur.Bu çocuklar soruların yanıtını doktorculuk ve evcilik oynarken bulmaya çalışırlar.

Bazı anne babalarda ileri görüşlülük diye iddia etikleri tarzda çocuklarını eğitmeye kalkarlar. Çocuktan hiçbir şey gizlenmez,ortalıkta açık saçık dolaşılır,çocukla birlikte yıkanılır v.s.Bu davranışlarda çocuğun merakını gereksiz yere pekiştirip kamçılar.

Çocukta cinsel ilgi okul öncesi çağda en yoğundur.Okula başlamasıyla birlikte ilgi ve merakta azalma görülür.Çocuk cinsel konulardan kaçar gibidir.Çevresi genişlemiş olan çocuğun ilgi alanları başka yerlere kaymıştır.Ayrıca üstbenlik kavramıyla cinsel konuların ayıp ve yasak olduğunu da öğrenmiştir.Cinsel ilgileri uykuya yatmış gibide olsa ara ara depreştiği de olur.

Mastürbasyon

Çocuklar çok küçük yaştan cinsel organlarıyla oynarlar. Durmadan uyarılan çocuk kimi zaman umursamaz ya da bunu gizlice yürütür.

Sıkça başvurulan bu durum annelerin sandığı kadar korkulacak bir durum değildir. Ancak ortada çözülmesi gerekende bir sorun vardır.Bu konuda ailelere bilgi aktarımı yapan Ekol Psikolojik Danışmanlık Merkezimiz,aynı zamanda konuya nasıl eğilmeleri gerektiğini de anlatır.

Cinsel Kimliğin Gelişmesi

Çocuklar kendi cinsine özgü tutum ve davranış biçimlerini öncelikle cinsel salgı bezleri tarafından salgılanan hormonlar tarafından geliştirirler. Bir çocuğun kız yada erkek olarak dünyaya gelmesi cinsel kimliğini kazanması için ilk koşuldur; ancak yeterli ve tek koşul değildir.

İlk aylardan başlayarak ana ve baba bebeğin cinsel kimliğine uygun davranmaya özen gösterirler. Kız çocuğuna tokalar takılır,süslü kıyafetler giydirilir.Erkek çocuğunu baba daha çok hoplatır,ona uygun oyuncaklar alınır.

Çocuğun cinsel kimlik kazanmasında en önemli etken özdeşimdir. Anne ve kız çocuğu, baba ve erkek çocuğu arasındaki ilişki nedenli yakın ve olumlu olursa özdeşim de yani model alma da o kadar sağlıklı olur.Evde kazanılan cinsel kimlikler çevre ile pekişerek olgunlaşır. Bazen bu kimlik gelişiminde sorunlar çıkar bu durumda uzman danışmana başvurularak bu sorunlar aşılabilir. Ekol Psikolojik Merkezinde kimlik sapmasıyla ilgili de çalışılmaktadır.